ArenaFutbol | Futbol'a Dair Her Şey


Sitemizi REKLAMSIZ şekilde gezebilmek için, bütün bölümlere erişebilmek için ve tam anlamıyla faydalanabilmek için lütfen ÜYE OLUNUZ, eğer üye iseniz lütfen GİRİŞ YAPINIZ



 
AnasayfaGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hagi 10

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
eakin
Admin
avatar

Favori Oyuncu : Neeskens
Mesaj Sayısı : 2967
Puan : 19363
Rep : 515
Yer : İstanbul
Cinsiyet : Erkek
Kayıt tarihi : 25/07/09


MesajKonu: Hagi 10   Salı Eyl. 08, 2009 8:03 am

hagiarif demiş ki:
Gheorghe Hagi Profil


Makedon asıllı Romen futbolcu Gheorghe Hagi, iki kere göç etmek zorunda kalan bir Makedon ailenin çocuğuydu.


Hagi'ler niye yurtlarından olmuştu?

Lozan Anlaşması gereği, Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılmış ve Türkiye'den gelen yaklaşık 1.5 milyon Yunanı toprak sahibi edebilmek için Atina Hükümeti, kuzeydeki Makedonların topraklarına el koymaya başlamıştı.

İşte Hagi ailesi de bu yüzden göç etmek zorunda kalmıştı Romanya'ya. Tam yeni köye kök salmaya başlamışlardı ki, 1940'da Romanya, bu bölgeyi Bulgaristan'a vermek zorunda kaldı.

Haydi, yine göç! Makedonlar kuzeye doğru bir kere daha yola çıktılar. Hagi ailesi, Köstence'nin kuzeyinde Sacele köyüne yerleşti.


"Hagi" "Hacı" mı?

Geçmiş asırlarda, Makedonlarda, Hagi ismini sadece Kutsal Dağı ziyaret edenler taşıyordu. Kudüs'e giden yol çok tehlikeli olduğundan, Kutsal Dağa gidip de sağ salim dönenler, büyük törenle karşılanırdı. Taşıdıkları ada Hagi sıfatı da eklenirdi. Hacı, ama Hıristiyan hacısı. Kelimeyi ise Osmanlılar'dan almışlardı. Makedonlar için ''hagi'' veya ''hagiu'' sayılması, övülmesi gereken kişi anlamına gelirdi. Hagi'nin de atalarından biri Kutsal Dağı ziyaret etmişti. Zamanla, ailenin esas adı kaybolmuş, Hagi diye anılır olmuşlardı.


Topla Tanışma

4-5 Şubat 1965 gecesi, ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. İsmi Gheorghe'ydi. Büyükbabasının ve 9 aylıkken ölen ağabeyinin ismini vermişlerdi ona. Ama kısaca Gica dediler. Zayıf ve kısa boyluydu. Ama karların eridiği andan sonbaharın ilk kırağısına kadar hep yalınayak dolaşırdı.

1966'da, Hagi iki yaşını doldurmak üzereyken, garip bir hediye aldı. Dede Gheorghe kestiği domuzun idrar torbasını yıkayıp temizledikten sonra şişirip kuruttu. İşte Gica topla böyle tanıştı!

Dört yaşında, artık ninesi Sultana'nın yaptığı kumaşlardan yapılma bir topun peşinden koşuyordu. Bir yıl sonra dedesi bu kez de, at kıllarından yeni bir top yaptı. Kale yoktu, saha yokuştaydı, Gica hep yalınayaktı, ama olsun zevk büyüktü. Gica hayatındaki ilk gerçek topa 6 yaşındayken sahip oldu. Annesi şehirden alıp getirmişti.


Yine Göç

Köydeki hayat şartları ağırlaşıyordu. Kaçınılmaz karar alındı. 1973 ilkbaharıydı. Gica ikinci sınıfı yeni bitirmişti. Hagi ailesi eşyalarını bir kamyona doldurarak Köstence'ye doğru yola çıktı. Yine göçüyorlardı, bu defa köyden kente.

Köstence'de, Makedonların mahallesi olan Coiciu'ya yerleştiler. Bir evleri, hayvan besleyebilecekleri küçük bir bahçeleri vardı.


Futbol,Futbol,Futbol...

Gica, Makedonlardan oluşan bir futbol grubuna yanaştı. Maçları, ıssız geniş bir caddede yapıyorlardı. Gica 9 yaşında, grubun en küçüğüydü. Üstelik ufak tefekti. Büyükler, onu kaleci yaptılar. Bazen acıyarak öne çıkmasına izin verirlerdi ve Gica topu aldığı gibi golü atardı.

Nisan 1975. Bir salı günü, F. C. Köstence gençlik takımında oynayan bir oyuncu, antrenörü Iosif Bukossi'ye, "Ioji amca, 23'ünçü okulda bir oğlan var, herkesi dağıtıyor'' dedi. Bukossi Hagi'yle böyle tanıştı: "O kadar ufak tefekti ki, bana övdüğün çocuk bu mu, diye sordum. Hadi, yine de bir deneyeyim dedim. Çocuğu kalenin arkasına gönderdim. Kalecinin kaçırdığı topların peşinden zıplıyor, topu geri gönderirken de, önce birkaç defa ayak üzerinde oynatıp öyle yolluyordu. Topa vuruş şekli birkaç yıl idman görmüş futbolcularınkinden farklı değildi''.
Böylece, 4 Nisan 1975'te, 10 yaşında Bukossi'nin himayesine girdi.

1975 yılında antrenör Bukossi'nin himayesine giren Gica, 76 senesine kadar, yaşı tutmadığı için herhangi bir resmi yarışmaya katılmadı.

Temmuz 1976'da, İzciler Kulüpleri arasında Köstence'de bir çocuk turnuvası düzenlenmesi kararı alınmıştı. Bu Gica için bir şanstı. Gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra, Köstence'yi temsil eden takımda 11 yaşında olan Gica'nin da yer alması kararlaştırıldı. İlk maçtan itibaren Hagi'nin golleri birbirini takip etti.
24 Mart 1978'de F.C. Köstence Kulübü'nün 97.515 No'lu kimliğine sahip oldu Hagi. Artık resmi bir futbolcu olmuştu. 13 yaşında bir futbolcu. Bukossi Hoca'nın bu "afacanı'', millî takım antrenörünün de dikkatini çekti. Gica antrenmanlardan sonra da sahada kalırdı. Çünkü böylece aşık olduğu topu hiç kimseyle paylaşmak zorunda kalmıyordu. Artık iş ciddileşmiş ve disiplin zamanı gelmişti. Gica solaktı ve sağ ayağının probleminin çözülmesi gerekiyordu. Hocası, ''eğer sağ ayağını sırf otobüse binmek için kullanacaksan, futbolda sınıfta kalırsın'' diye sataşıyordu ona.


1979 yılı. Gica, Fransa'ya gitti ve ilk maçında Yunanistan'a karşı oynadı. Hayatında ilk kez Romanya'nın kırmızı, sarı ve mavi renklerini giyiyordu. Ve Yunanistan yenildi. Çocuklar turnuvayı üçüncü olarak tamamlayıp, belli miktar para kazandılar. Hagi'ye düşen pay ise 60 Frank, yani yaklaşık 50 dolardı. Bu onun kazandığı ilk para oldu.

Gica Hagi artık yükselişteydi. Hem kendi takımında, hem de çocuk millilerde mucizeler yaratıyordu. Ancak çocuk millî takımında yer alan tüm oyuncular liseyi Bükreş'te okumak zorunda oldukları için, Hagi'ye de gurbet kapısı açıldı. Lisenin yanı sıra futbola devam etti. Lise son sınıfa geldiğinde I. Lig takımları onun peşine düşmüşlerdi bile.

Ama en büyük mucize 1983'un basında gerçekleşti: Millî takım antrenörü Mircea Lucescu, onu kampa çağırdı. Hagi, İtalya'ya yapılan bir turnuvada Fiat'ın ve Juventus'un sahibi olan Giovanni Agnelli'nin dikkatini çekti. Agnelli Bükreş'e kadar geldi. "Hagi'yi Juventus'a verin, karşılığında Bükreş'te Fiat fabrikası açayım'' dedi. Ama hükümet reddetti. Böylece hem Hagi Juventus gibi bir takımda oynama şansını, hem de Romanya koca bir fabrikayı kaybetti.

Romanya'da Çavuşesku ailesinin hüküm sürdüğü diktatörlük döneminde yetişti Hagi. Üniversite takımı olan "Universitatea Craiova'' ile sözleşme imzaladı ve Craiova Üniversitesi'nin Iktisadi Bilimler Fakültesi'ne kaydını yaptırdı. Ama, Çavuşesku'nun küçük oğlu Nicu, Gençlik Bakanı ve Sportul Studentesc takımının fahri başkanıydı. Nicu, Hagi'yi istiyordu. O isteyince de akan sular dururdu. Hagi yatay geçişle Bükreş İktisadi Bilimler Akademisi'ne geçti. Herkes onun peşindeydi. Bir Romen atasözü gereği eğer portakal tatlıysa, gücün yettiği kadar sık, yoksa başkası gelip sıkar! Hagi de, Romen futbolunun bahçesinde nadir bulunan bir portakaldı. Bu defa Steaua Bucuresti takımı Hagi'yi almak için atağa geçti. Çavuşesku'nun kardeşi General Ilie araya girdi ve Hagi'yi sivil personel olarak orduya, yani Steaua Bucuresti takımına transfer ettiler.

1990 yılı şaşırtıcı şekilde başladı. Artık demokrasi vardı ve Hagi'nin eski takımları onu geri istemeye başladılar. Ama o yakında yurt dışından teklifler almaya başlayacağından emindi. Gerçekten de 15 Şubat'ta, Avrupa'nın dev takımlarından beşi, Hagi için yarışmaya başladılar. Sonuçta Hagi Real Madrid'li oldu.

20 Mayıs 1992'de Bükreş'te, Romanya-Galler maçı 5-1 sona erdi. Hagi muhteşemdi. Maç sonrası özel uçak o sırada İspanya'da oynayan Hagi'yi Madrid'e götürmek üzere bekliyordu. Fakat Hagi ertesi gün üniversite bitirme sınavına girecekti. Hagi kararlıydı. Üniversiteyi bitirmek zorundaydı. Akademi'ye gidip sınava girdi. Komisyon üyeleri ünlü iktisat profesörlerinden oluşuyordu. Gica, kardan, işletmeden söz etmeye başlayınca, hocalar "Tamam yeter'' dediler. "Bunları çok duyduk. Boş ver. Sen dünkü golü 30 metreden nasıl attın, onu anlat bakalım! Eleme grubunu geçecek miyiz? Madrid'de keyfin yerinde mi?!'' Hepsini çok güzel cevapladı. Böylece Gica, fakülteyi de bitirdi.

94 sonrası Hagi'ye bu kez Barcelona talip oldu. Johan Cruyff, Becali'yi seferber etti ve uzun pazarlıklar neticesinde anlaşma yapıldı. Hagi'nin işi hiç de kolay değildi çünkü yabancı olarak Stoickov, Romario ve Ronald Koeman'la yarışması gerekecekti.

15 Mayıs 1996. Hagi'nin Barcelona'daki son maçıydı. Artık iyi bir tatile çıkması gerekiyordu ancak bundan sonra hangi takımda oynayacağı daha belli değildi. Teklif çoktu ama ortada kesin bir şey yoktu.

Temmuz ortalarında, Becali, Hagi'ye telefon ederek "Meksika'da oynamak ister misin?'' diye sordu. Önce hayal kırıklılığına uğradı Hagi. Avrupa'nın önemli kulüplerinde oynamak istiyordu. Ancak ortaya konan mali portre onu ikna etmeye başladı. 31 buçuk yaşındaydı, futbolu bırakma zamanı yaklaşıyordu.



Galatasaray'lı Hagi Meksika'ya gitme zamanı gelmişti. Her şey hazırdı, uçak biletleri bile.

Derken inanılmaz bir şey oldu: Bunu Becali'den dinleyelim: "Tam o sırada Türkiye'den birileri telefon açıp Hagi'nin durumunu öğrenmek istediler. Saat öğlen ikiyi gösteriyordu ve akşam sekiz buçukta Galatasaray'ın Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu'ndan iki üye Bükreş'e geldiler. Sabah dörde kadar görüşmeler sürdü ve sonra Hagi'yi de arayarak üç yıllık sözleşme kararı aldık. Türkler Hagi'yi alıp hemen İstanbul'a götürmek istediler. Ben ilk önce kendim gidip evrakları hazırlayacağımı, Hagi'yi sonra getireceğimi söyledim. Ertesi gün sabah, Türkler'in özel uçağına binip İstanbul'a doğru havalandık. Havaalanına inince gözlerime inanamadım. Yaklaşık 200-300 gazeteci, yüzlerce kamera, her şey hazır bekliyorlardı.''

Becali, Fatih Terim'le ilk karşılaşmasını söyle aktarıyor: "Ertesi gün Faruk Süren'i görmeye gittik, ancak bir mutabakata varılamadı. Hiçbir şey çözemeden, havaalanına doğru yola çıktım. Arabada, Başkan Yardımcısı Ergün Gürsoy, 'Florya yolumuzun üzerinde. Oraya uğrayalım mı?' diye sordu. 'Fatih Terim hoca ile görüşelim.' 'Peki, gidelim öyleyse.' dedim. Florya, tam manasıyla bir merkez üssüydü. Fatih Terim bana, 'Sayın Becali, ben Hagi'yi istiyorum. Nazlı olduğunu bilirim fakat ben onu, Galatasaray'da istiyorum!' dedi. Her şeyi halletme sözü verdi. O bir kulüp başkanı değil, antrenördü. Dolayısıyla hiç ikna olmadım. 'Bu akşam sözleşme, imzalanmış şekilde elinize geçecek,' dedi. Akşam Yönetim Kurulu toplandı ve 31 Temmuz'da sözleşmeyle birlikte Bükreş'e dönüyordum.

Gica'yı evinden alıp İstanbul'a götürdüğümüzde ise Türk futbol tarihinin en muhteşem karşılama törenine şahit oldum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://arenafutbol.org
 
Hagi 10
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ArenaFutbol | Futbol'a Dair Her Şey :: Futbol :: Taraftar Arenası :: Futbol Sözlüğü-
Buraya geçin: